16 Yaşında Katil Genç Bir Kız ve Dehşet Verici Öyküsü: Brenda Ann Spencer

Silahlı bir genç kız, bir okul, 2 ölü, 9 yaralı. Gerilim filminden çıkmış gibi duran bir olayla karşınızdayız bu sefer. Haber ve olay gerçekten insanı dehşete düşürüyor. Daha sadece 16 yaşında olan gencecik bir kızın gözü nasıl bukadar dönebilir ve bir okula kurşun yağdırabilir. Özellikle Amerika’da bu tarz olaylar çokça yaşanıyor ve bunun en büyük sebebi sanırım uyuşturucu kullanımının yüksek olması diye düşünüyorum.

İlk olarak olay anına bir dönüş yapalım.

Kaliforniya, San Diego’dayız. Takvimler 1979’un Ocak 29’unu gösteriyor. Sabah saatin yedisi. Brenda babasına pek iyi hissetmediğini, okula gitmek istemediğini söylüyor. Babası onaylıyor ve iş için evden ayrılıyor. Brenda kafasında hazırladığı planı için geri sayıma başlıyor.

Saat 08:30 oluyor. Cleveland İlkokulu’nun önünde öğrenciler içeriye girmek için sıra olmuş durumda. Brenda okulun hemen karşısındaki camdan öğrencileri izliyor. Daha sonra içeriye dönüyor, babasının yılbaşı hediyesi olarak verdiği silahını alıyor ve tekrar cama çıkıyor.

O andan itibaren ortalık karışıyor.

Silah sesleri duyan öğrenciler koşuşturmaya başlıyor. Öğrencileri korumaya ve hemen içeri almaya çalışan müdür Burton Wragg ile ona yardım etmeye çalışan velilerden biri olan Mike Suchar göğüslerinden vurularak ölüyorlar. Silah sesleri devam ediyor, 20 dakikada tam 36 kez ateş ediyor Brenda. 8 öğrenciyi daha yaralıyor.

Orada bulunan polis bir çöp arabasına atlıyor, Brenda’nın görüşünü kapatmak için ev ile okul kapısının arasına doğru sürüyor. İnsanları vurmasını engellemeye çalışan polise sinirlenen Brenda, polisi de yaralıyor ve daha sonra görüş açısı kapandığı için içeri dönüyor.

Geriyeyse 36 el ateş, 11 isabetli kurşun, 2 ölü, 9 yaralı kalıyor.

O meşhur sözün perde arkası: “Pazartesi günlerini sevmiyorum.”

Brenda içeri döndükten sonra tam 6 buçuk saat boyunca teslim olmuyor. Bu sırada o bölgedeki tüm evlerin telefonlarını arayıp olayı yapana ulaşmaya çalışan bir gazeteci, en sonunda Brenda’ya ulaşıyor. Gazetecinin “Silah sesleri konusunda bir bilgin var mı? Tam olarak hangi evden gerçekleştiğini söyleyebilir misin?” sorusuna adresi bildiğini söyleyerek cevap veriyor ve tarif ediyor. Gazeteci “Ama bu senin adresin?” dediğinde de “Evet? Sen ateş edenin kim olduğunu düşünüyordun ki?” şeklinde yanıt veriyor.

Daha sonraysa gazetecinin “Neden?” sorusuna o meşhur cevabı veriyor: “Pazartesi günlerini sevmiyorum. Bu yüzden günü neşelendirmek istedim.”

Uzun uğraşlar sonucunda polis eve girmeyi başarıyor ve Brenda’yı yakalıyor.

Eve giren polisler etrafta bira ve viski şişeleri buluyor. Savunmalarından birinde alkolün etkisinde olduğunu söyleyen Brenda’nın, hastane sonuçlarına göre saldırıyı yaptığı sırada hiçbir maddenin etkisi altında olmadığı anlaşılıyor. Evde 200’den fazla da mermi bulunuyor, eğer polis o çöp kamyonuyla görüş açısını kapatmasa daha da uzun süre ateş etmeye devam edeceğini söyleyen Brenda yetişkin olarak yargılanıyor ve 25 yıl hapis cezasına çarptırılıyor. Hapisteki dönemi sırasında epilepsi teşhisi konulan Brenda, depresyon tedavisi de alıyor. Ayrıca beyninin temporal lobunun da hasarlı olduğu ortaya çıkıyor.

Genç kızın saldırı öncesi yaşamına kısa bir göz atınca aslında olayın adım adım geldiği görülebiliyor.

16 yaşında, kızıl saçlı, zayıf ve 1.60 boyunda olan kız için sınıf arkadaşlarından biri “Pek iyi görünümlü, temiz giyinen biri değildi.” tanımlamasında bulunmuş. Ayrıca öğretmenleri içine kapanık biri olduğunu, çoğu zaman uyanık olup olmadığını bile anlayamadıklarını söylemişler. Aslında Brenda’nın, ailesi boşanana kadar oldukça mutlu bir çocuk olduğu söyleniyor. Fotoğrafçılıkta oldukça iyi olduğu ve ödüller kazandığı, bir çok sporla ilgilendiği, hayvanlara karşı oldukça ilgili ve sevgi dolu olduğu belirtilmiş.

Tüm bunların sonrasında çift sorunlu giden ilişkilerini bitirip boşanınca, Brenda babasıyla birlikte kalmış. Babası tarafından “Kötü bir çevre edinmeye başlamıştı, arkadaşları pek hoşuma gitmiyordu” şeklinde tanımlanan bu dönem için genç kız sadece “Alice Cooper’a fena takmıştım, hepsi bu.” diyor. Aynı dönemlerde annesini ziyarete gittiğinde kendisini pek umursamadığını söyleyen genç kız, babasında kalmaktan da pek hoşnut değilmiş. Yoksulluk içinde yaşayan ikili, oturma odasındaki tekli bir yatakta beraber uyuyorlarmış. Bu konuyla ilgili tutuklanmasından 22 yıl sonra açıklama yapan Brenda, babası tarafından pek çok kez tacize ve şiddete uğradığını söylemiş. Babası tarafından yalanlanan bu iddialar, polis tarafından da genç kızın bunca yıl gizlemiş olmasının mantıklı olmadığı gerekçesiyle inandırıcı bulunmamış.

Saldırıdan 1 yıl önce Brenda, anne ve babasıyla konuşmuş ve zaman zaman intiharı düşündüğünü, ölmek istediğini ve oldukça depresyonda olduğunu söylemiş.

Aynı senenin yazında, sonraki sene yine hedef olarak seçeceği ilkokulunun camlarına silahla ateş etmekten ve hırsızlıktan yakalanan genç kızın psikiyatrik yardım alması, gerekirse akıl hastanesinde bir süre kalması için görevliler tarafından ayarlamalar yapılsa da babası durumu kabul etmemiş ve Brenda evde kalmaya devam etmiş.

Bu dönemde hareketleri iyiden iyiye değişen Brenda’dan, çevredeki çocuklar oldukça korkuyorlarmış. Okulu sürekli asan, uyuşturucu kullanmaya başlayan, hırsızlık yapan, hayvanlara zarar vermeye başlayan ve silahlara büyük ilgi duyan genç kızdan çevresindekiler uzaklaşmaya başlamış.

Saldırıdan 4 hafta önce yılbaşı hediyesi olarak radyo isteyen kıza, babası bir silah hediye etmiş. Babası gibi iyi bir keskin nişancı olan kızın silahından çıkan kurşunlar da 2 kişinin ölümüne, 8 masum ve küçücük çocuk ile kahraman 1 polis görevlisinin yaralanmasına, kurbanların yıllarca üzerlerinden atamayacağı psikolojik sorunlara ve gerekli önlemler alınıp uyarılar dinlense belki de çok farklı bir hayata sahip olacak 16 yaşındaki bir genç kızın hayatının kaymasına sebep olmuş.

Son olarak olayla ilgili Brenda’nın kendi açıklamalarını da dinleyelim ve yazımızı sonlandıralım.

“Belli bir amacım yoktu, öylesine rastgele ateş ediyordum. Küçük çocuklar çok kolay hedeflerdi, vuruluşlarını ve kaçışlarını izlemek hoşuma gidiyordu.”

“Babam radyo istememe rağmen bana bir silah hediye etmişti, sanırım kendimi öldürmemi istiyordu. Durumumu da bildiğine göre, bu bence oldukça yüksek ihtimal.”

“Suçu işledim, çünkü ölmek istiyordum. Polisler gelir ve beni vurarak öldürürler diye düşünmüştüm, çünkü daha önce kendimi öldürmeyi pek çok kez denemiş ama başarısız olmuştum. Kimseyi vurma niyetim de yoktu, okul bölgesini seçmemin tek nedeni polislerin daha çabuk gelmesiydi. Dediğim gibi, kimseyi vurmaya niyetim yoktu, park bölgesine ateş ediyordum, kimseyi hedef aldığımı hatırlamıyorum.” (Olaydan 30 yıl sonraki açıklaması)

2005 yılında 25 yıllık cezası tekrar uzatılan Brenda, 2019’a kadar hapiste kalacak. ABD’deki sonraki yıllarda gelen tüm okul saldırılarının ilham kaynağı olarak gösterilen Brenda da durumdan oldukça üzgün olduğunu söylüyor: “Sanki tüm yeni saldırıların sorumlusu benmişim gibi hissediyorum. Ya onların kafasına bu fikri sokan bensem? Bu durum beni çok rahatsız ediyor.”

Son olarak, Brenda’nın saldırısından çok kısa bir süre sonra yazılan ve bu olayı ilham alan, Boomtown Rats adlı bir gruba ait “I Don’t Like Mondays” adlı bir şarkı da bulunuyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir